<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4517754907263958333</id><updated>2012-01-24T12:49:04.566+02:00</updated><category term='günümüz inanç sistemleri'/><category term='izmir sanat ve tarih müzesi'/><category term='izmir arkeoloji müzesi'/><category term='küreselleşmenin etkileri'/><category term='tarih'/><category term='küreselleşme'/><category term='globalleşme'/><category term='yunan mitolojisi'/><category term='kültürel değişim'/><category term='izmir'/><category term='arkeoloji'/><category term='mitoloji ve din'/><title type='text'>nukromu</title><subtitle type='html'>"cümle âlem gizlidir bir elifte
ba dedirtmen bana sonra azarım."
/ Yunus Emre</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://nukromu.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4517754907263958333/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nukromu.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Orkun PINAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13313274298623516847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-Uy6HuAQsIQY/Tr1LWhAvB5I/AAAAAAAAAcg/0lMBunIOJPU/s220/SAM_0931.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>4</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4517754907263958333.post-7500775704831390797</id><published>2012-01-24T12:34:00.000+02:00</published><updated>2012-01-24T12:34:35.222+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='küreselleşmenin etkileri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='globalleşme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültürel değişim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='küreselleşme'/><title type='text'>Küreselleşme ve Kültürel Değişim</title><content type='html'>&lt;style type="text/css"&gt; &lt;!--  @page { margin: 2cm }  P.sdfootnote { margin-left: 0.5cm; text-indent: -0.5cm; margin-bottom: 0cm; font-size: 10pt }  P { margin-bottom: 0.21cm }  A:link { so-language: zxx }  A.sdfootnoteanc { font-size: 57% } --&gt; &lt;/style&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;Küreselleşme kavramına ilişkinfarklı disiplinler farklı yorumlarda bulunmaktadır dolayısıylaönce yapmamız gereken bana kalırsa küreselleşme kavramınailişkin metodolojik bir yaklaşımda bulunarak tanımlamalardan faydalanmaktır; Küreselleşme üzerine farklıdüşünürlerden görüşler şu şekilde;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;► Küreselleşme; uluslararasıdüzeyde ülkeler arasında mal, hizmet, uluslararası sermayeakımlarının ve teknolojik gelişimlerin hızlı bir şekildeartması ve serbestleşmesi nihayetinde ortaya çıkan ekonomikbirtakım gelişmelerdir. “Ülkelerarası mal işlemleri,çeşitliliği, değer artışları, hizmetler, uluslararası sermayeakımları, teknolojinin çok hızlı ve yaygın bir şekildeyükselmesi ve bu sayılanların ülkeler arasında giderekserbestleşmesi sayesinde ortaya çıkan daha çok ekonomik kökenligelişmeleri ifade eder&lt;a class="sdfootnoteanc" href="http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=4517754907263958333#sdfootnote1sym" name="sdfootnote1anc"&gt;&lt;sup&gt;1&lt;/sup&gt;&lt;/a&gt;”&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;► Küreselleşme dediğimiz harikulade bir makineye benzer. İmhaettiklerinin karşılığını alır. Modern ziraatın makinelerigibi büyük ve hareketlidir. Fakat çok karmaşık ve güçlüdür.Koşarcasına sahalar açar ve sınırları önemsemez. Hareketlilikdevam ettiğinden, makine; arkasında büyük tahribat izleribırakırken, aynı zamanda büyük miktardaki refah ve zenginliğiberaberinde getirmektedir. Zengini daha zengin, fakiri daha fakiryapmaktadır. Fakat direksiyonda kimse yoktur. Hızını ve yönünükontrol eden bir iç dinamiği veya direksiyonu olmayan bir makine…Olabildiğince özgür ve de sınırsız... (Bu durum temelde onunkendi içsel istekleriyle yönlendirilmiş gelişme hareketitarafından sürdürülmektedir). Makine, dünyayı yenidenyapılandıran, kendi kendine işleyen, bir ekonomik sistem dramasıoluşturan, zorunlu global endüstriyel devrimin zorunluluklarıtarafından yönetilen modern kapitalizmdir&lt;a class="sdfootnoteanc" href="http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=4517754907263958333#sdfootnote2sym" name="sdfootnote2anc"&gt;&lt;sup&gt;2&lt;/sup&gt;&lt;/a&gt;”.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;► Küreselleşme dünyayı tek yerolarak kavrayan, yeni bir bilincin şekillenmesi olarak da elealınılabilir. Bu doğrultuda “bir bütün olarak dünyanın somutyapılaşması” şeklinde yani dünyanın sürekli yeniden kurulanbir çevre olduğu düşüncesinin küresel düzeyde yayılmasıekseninde tarif edilmiştir&lt;a class="sdfootnoteanc" href="http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=4517754907263958333#sdfootnote3sym" name="sdfootnote3anc"&gt;&lt;sup&gt;3&lt;/sup&gt;&lt;/a&gt;.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;► Küreselleşme; uzak yerleşimlerin birbirlerine, yereloluşumların millerce ötedeki olaylarla biçimlendirildiği yadabunu tam tersinin söz konusu olduğu yollarla dünyayı isteristemez birbirine bağlayan, dünya çapındaki toplumsal ilişkilerinyoğunlaşmasıdır.&lt;a class="sdfootnoteanc" href="http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=4517754907263958333#sdfootnote4sym" name="sdfootnote4anc"&gt;&lt;sup&gt;4&lt;/sup&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;Yukarıda alıntılama esasınadayanarak yaptığımız genel ve az çok üstü kapalı tanımdansonra şimdi daha özel bir açıklama yapmak gerekmektedir.“Küreselleşme” dediğimiz şey en genel anlamı ile kapitalistüretim tarzının dünya genelindeki yayılma sürecidir. Durumböyle olunca dünya üzerinde küreselleşmenin etkilerinden faydasağlayan birtakım kişiler, kuruluşlar ve ülkeler bulunmakzorundadır ve dolayısıyla durumdan faydalananların olduğu yerdegözlemleyebileceğimiz kayba uğrayanlar tarafında da çeşitligruplar, sınıflar ve ülkeler olacaktır. Esas olarak küreselleşmekavramına ilişkin bir iki sayfa okuyabilmiş olan insanlar;kaybedenler tarafında işlerin her geçen gün kötüye gittiğinigörmezden gelemezler; küreselleşme dünya üzerinde her geçen güngöçlere, ekonomik, siyasal ve toplumsal buhranlara nedenolmaktadır. Küreselleşme ile dünyada sınıflar ve ülkelerarasındaki uçurum günden güne artmaktadır çünkü küreselleşmekavramının içini dolduran temel öğe sermayedarların ve zenginülkelerin kazançlarına kazanç katmasından başka bir şeydeğildir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;Küreselleşme nedir?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;Küreselleşme süreci toplumlara birtaraftan yeni olanaklar, yeni zenginlikler sunarken bir taraftan dadoğası gereği yeni eşitsizliklerin ve sorunların ortayaçıkmasına neden olmaktadır. Esas olarak 1980’li yıllardanitibaren ivmesini arttırmış olan küreselleşme ve küreselleşenekonomi S.S.C.B’nin yıkılması ile savunmasız kalan doğubloğunun şartlarının elverişsizliğinden ötürü bu coğrafyadaüretim ve tüketim anlamında yayılma olanağı bulmuş, gelişmiş,gelişmekte olan ve az gelişmiş olan ülkelerin dünya üretimindenaldıkları paylar arasındaki farkı hızla açmıştır.Küreselleşme ile XXI. yüzyıl sınıf sistemindegözleyebildiğimiz, zengin ülkelerin ekonomi pastasından aldıklarıpay, yani üretim teknolojisine sahip olan toplumların ve ülkeleringiderek daha da fazla zenginleşmesine 2. ve 3. dünya ülkelerişeklinde tabir edilen ülkelerin ise daha fazla fakirleşmesineneden olmuştur. Şu anda ‘küreselleşmenin olumsuz etkilerinden’kendilerini koruyamayan ülkelerde suç oranlarında artışlargözlenmektedir, bu ülkelerde işsizlik ve ona paralel olarakyoksulluk artmaktadır, yine bu ülkelerde bu ve daha başkanedenlerden ötürü kültürel – toplumsal karmaşalaryaşanmaktadır. Küreselleşme ile ulusal ekonomilerin içdinamiklerinin kontrolü yapılamaz hale geldiğinden piyasaekonomisi birkaç büyük devletin ve büyük sermayedarlarınkontrolü altına girmiş, ekonomi devletlerin gücü olmaktan dışarıçıkmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;Küreselleşme sürecinin hızkazanması ile ulus-devletlerin kendilerine sormaları gerekensorular da değiştirmiştir, bu süreçte ulus-devletlerinkendilerine sormaları gereken en önemli soru “−egemenliklerinindurumu−” olmalıdır çünkü uluslararası alanda paylaşımıartan ekonomik, siyasi ve askeri (Türkiye’ye için örnek verecekolursak Gümrük Birliği, Avrupa Birliği, NATO gibi)bağımlılıkların, ülkelerin toplumsal refahı artırıcı sosyalpolitikalar izlemelerine ve yürütmelerine engel oluşturmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;Sermayedarların güçlerinin iyideniyiye artması ve dünyanın en büyük ilk 200 ekonomik gücününbüyük çoğunluğunu ülkelerin değil şirketlerin oluşturduğunuda düşünürsek devletlerin dünya ekonomisi üzerindekietkilerinin ne kadar zayıfladığını daha iyi görebilmiş oluruz,örnek olarak verebileceğimiz araştırmalardan Sarah Anderson veJohn Cavanagh tarafından 2000 yılında hazırlanan “Top 200: TheRise of Corporate Global Power&lt;a class="sdfootnoteanc" href="http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=4517754907263958333#sdfootnote5sym" name="sdfootnote5anc"&gt;&lt;sup&gt;5&lt;/sup&gt;&lt;/a&gt;”adlı raporda şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır:&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;1, Ülke milli geliri ve şirketsatışlarının karşılaştırılmasına dayanarak dünyanın enbüyük 100 ekonomisinin 51’ini şirketler, 49 tanesini ise ülkeleroluşturmaktadır &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;2,En büyük 200 şirketin toplam satışı,yoksulluk içinde olan 1.2 milyar insanın (dünya nüfusunun % 24’üneeşit) yıllık gelirinin 18 katıdır.En büyük 200 şirketinsatışları, dünya ekonomik faaliyetinin % 27.5’ine eşittir. Buşirketler, dünya işgücünün yalnızca 0.78’ini istihdametmektedir. 1983-1999 yılları arasında, en büyük 200 şirketinkazancı % 362.4artarken, istihdam ettikleri işgücü yalnızca %14.4 artmıştır&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;Bütün bu oluşumlar, küreselleşmesürecinin ulus ötesi şirketlerin çıkarlarına yönelik olmasıve böylelikle insanlığın ortak çıkarını gözetmemesiaçısından eleştirilebilir niteliktedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;Türkiye’de Küreselleşme veKültürel Değişim&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;Küreselleşmenin hız alması iledünya üzerinde az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler hızlıve dengesiz, kontrolsüz bir değişim içerisine girmiştir. Buhızlı, dengesiz ve kontrolsüz değişim ve gelişim içerisindeolan ülkelerde(ki buna Türkiye’de dahil olmak üzere)küreselleşme kavramı iletişim teknolojileri ve zenginlikleri iledoğru orantılı olarak uluslararası, ulusal, bölgesel ve yerelkatmanlara ait siyasi, ekonomik, sosyal, ekolojik, kültürel vehatta coğrafik sistemlerin birbirlerine karşı farkındalıklarınıngit gide artmasına neden olmuştur. Geçişgenlikleri vebirbirlerini etkileme güçleri iletişim teknolojileri ilearttığından küreye ait gelişmelerin tüm dünya üzerindeincelenip irdelenebilir hale gelmesine olanak sağlamıştır.Durumun böyle olması ister istemez etken ve edilgen güçleriortaya çıkarmıştır. Bu süreçte kendisine edilgenler sınıfındayer bulabilen Türkiye kültürel ve sosyal değişiklikleriniçerisine girmiştir. Küreselleşme en temelde toplumlardaki günlükdeneyimlerin yapısını değiştirmektedir. Küreselleşme olgusuile dünya üzerindeki kültürler dışarıdan bakılıncaharmanlanmaktaymış gibi bir görüntü veriyorsa bile aslındaolmakta olan baskın olan para gücünün, iletişim teknolojilerinesahip olan sınıfın ve onları yönlendirebilme yetisine sahipyönetici zümrenin toplumlara kabul ettirmek istedikleri kültürüninsanlara sunulmasından başka bir şey değildir. Küreselleşmeile birlikte dünya üzerinde yaşamakta olan insanların iletişimteknolojileri ile (televizyon – Internet vb.) birbirleri ile sosyalilişkiler kurması sağlanmış ve dünya üzerindeki farklıuygarlıkların birbirlerine bağımlılıklarının artması yanındabirbirlerine olan ihtiyaçları artmış gibi gösterilerek kültüreldengeler bozulmuştur. Tüm bunlardan sonra etnosantrizm(halk-bencillik) dediğimiz olgu ortaya çıkmıştır, örnekverecek olursak ismi Müslüman dünyasında fazla kullanılanbirisinin ABD’ye vize alırken ilk önce terörle mücadeleekiplerince inceleme altına alınması halk-bencilliğe girmektedir.Diğer yandan küreselleşme olgusunun toplumlara genel anlamıylafaydaları da dokumaktadır, küreselleşme ile insanlar aynı dünyaüzerinde yaşadıklarının farkına varabilmişler ve bireyler,gruplar, uluslar dünyanın bir ucundan diğer ucuna duyarlılıklarınıarttırabilmişlerdir, milletler birbirlerine karşı olumlu anlamdabağımlı hale gelmişlerdir; 1999 yılında yaşanan Marmaradepreminde dünyanın dört bir yanından Türkiye’ye yardımyağması yada 2005 yılında Amerika’nın New Orleans eyaletindemeydana gelen Katrina Kasırgası felaketini tüm dünyanın dehşetve üzüntü içinde izlemesi bu duyarlılıklara örnekgösterilebilir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;Türkiye’de de toplumsal anlamdakihuzursuzluğu yaratan etkenlerden birinin de küreselleşme olduğunukabul edersek son tahlilde söylenebilecek olan söz gelirdağılımındaki uçurumun günden güne arttığı olmalıdır.Küreselleşme ekonomik anlamda ele ilk alındığında, dünyaüzerinde yaşam standartları yükseltiyormuş gibi görünse dezengin ve yoksul milletler arasında farkı hızla arttırmaktadır.Para psikolojik silah olarak kullanılmaya başlanmış ve dünyaüzerinde ekonomik savaşlar yapılmaya başlamıştır. Baskınekonomik kuvvetler küreye ait dengeleri bozmuş, kürede her geçengün tüketim ve üretim artar hale gelmiştir. Para amaç, emek iseparaya ulaşmak adına yalnızca araç olarak görülmeyebaşlanmıştır. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;Esas olarak gelir dağılımındaulusal sınırların önemsenmemesi yani ekonominin ve üretiminküreselleşmesi bize gelir dağılımında bu ülkelerdekidengesizliğin nasıl arttığı sorusuna götürür. Uluslararasıkarşılaştırmada zengin ve yoksul insanlar arasındaki gelirdağılımı bozukluğu artmıyormuş gibi görünüyor olabilir,esas olarak dünyanın en yoksul ülkeleri nispeten küçükülkelerdir, örneğin Doğu ve Güneydoğu Asya’nın genişyüzölçümüne sahip ülkeleri üretim çarkına dahil olarakaslında hızlı bir şekilde büyümekte ve hayat standartlarınıdayükselmektedirler; tabii bu ülkeler global ekonomi içerisine büyükölçüde teşvik de edilmektedir. Bu örnek ise gelir dağılımındazengin ve yoksul ülkeler arasındaki dengesizliğin giderekbüyümesine rağmen, buna benzer bir durumun bazen nasılda gözdenkaçabildiğini bize göstermektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;Tarih geleneği ve tarih metodundanyola çıkarak küreselleşme kavramını gözden geçirirsek,gelişmekte olan ülke vatandaşlarının yaşam standartlarındakikötüleşme gerçeğini bir kenara bırakabiliriz; çünkü gelişmişve ekonomisini iyileştirmiş ülkeler de, sanayileşme süreciboyunca aynı aksaklık ve tecrübeleri muhakkak kiyaşamışlardır(Avrupa’da sanayi devriminin 1830’larda yaşanmışolduğu gerçeğini hiçbir zaman göz ardı edemeyiz).Bu ülkelerdebu gelişim süreçleri boyunca mecburen bazı bedeller ödemişlerdir,dolayısıyla yoksul kırsal bölgelerdeki üretim anlamındamodernleşmeye geçişte (globalleşen uygarlıktan ötürü) dahafazla başarısızlık ve sorun ile karşılaşılması bizi bu denlişaşırtmamalıdır. Bu bağlamda şunu söyleyebiliriz ki, gelişmişülkeler, gelişmekte olan ülkelere göre, küreselleşmeninetkilerinden kendilerini daha iyi koruyabilmektedirler. KüreselleşmeXXI. Yüzyıl toplumlarının kaçınılmaz sonu olarak görülüyorsayapılması gereken şey bu süreçten en az hasarla çıkabilmeninyollarını bulabilmektir. &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="sdfootnote1" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;div class="sdfootnote"&gt;&lt;a class="sdfootnotesym" href="http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=4517754907263958333#sdfootnote1anc" name="sdfootnote1sym"&gt;1&lt;/a&gt; IMF World Economic &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="sdfootnote2" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;div class="sdfootnote"&gt;&lt;a class="sdfootnotesym" href="http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=4517754907263958333#sdfootnote2anc" name="sdfootnote2sym"&gt;2&lt;/a&gt; William GREIDER &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="sdfootnote3" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;div class="sdfootnote"&gt;&lt;a class="sdfootnotesym" href="http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=4517754907263958333#sdfootnote3anc" name="sdfootnote3sym"&gt;3&lt;/a&gt; Marshall &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="sdfootnote4" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;div class="sdfootnote"&gt;&lt;a class="sdfootnotesym" href="http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=4517754907263958333#sdfootnote4anc" name="sdfootnote4sym"&gt;4&lt;/a&gt; Antony GIDDENS &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="sdfootnote5" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;div class="sdfootnote"&gt;&lt;a class="sdfootnotesym" href="http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=4517754907263958333#sdfootnote5anc" name="sdfootnote5sym"&gt;5&lt;/a&gt; Küresel güç işbirliğinin doğuşu” Sarah ANDERSON – John CAVANAGH “2000&lt;/div&gt;&lt;div class="sdfootnote"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="sdfootnote"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="sdfootnote"&gt;Orkun Pınar&lt;/div&gt;&lt;div class="sdfootnote"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="sdfootnote"&gt;&lt;i&gt;Bu yazı daha önce mayıs 2007 tarihli Eğilim dergisinde yayımlanmıştır.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="sdfootnote5" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4517754907263958333-7500775704831390797?l=nukromu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nukromu.blogspot.com/feeds/7500775704831390797/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4517754907263958333&amp;postID=7500775704831390797' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4517754907263958333/posts/default/7500775704831390797'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4517754907263958333/posts/default/7500775704831390797'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nukromu.blogspot.com/2012/01/kuresellesme-ve-kulturel-degisim.html' title='Küreselleşme ve Kültürel Değişim'/><author><name>Orkun PINAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13313274298623516847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-Uy6HuAQsIQY/Tr1LWhAvB5I/AAAAAAAAAcg/0lMBunIOJPU/s220/SAM_0931.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4517754907263958333.post-1583496007284708672</id><published>2012-01-12T01:34:00.000+02:00</published><updated>2012-01-24T12:36:12.071+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='günümüz inanç sistemleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mitoloji ve din'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yunan mitolojisi'/><title type='text'>Yunan Mitolojisi ve günümüzde ki inanç sistemleri arasındaki benzerlikler nelerdir?</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: inherit;"&gt;&lt;style type="text/css"&gt; &lt;!--  @page { margin: 2cm }  P { margin-bottom: 0.21cm } --&gt; &lt;/style&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="LEFT" style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Konuyamitolojiler ve Yunan mitolojisi tarafından eğilerek irdelemenindaha doğru olduğunu düşündüğümden, yorumlama yöntemiyledeğerlendirme yapabileceğimi düşündüm. Ayrıca gereklideğerlendirmeler ve çıkarımları yine bu taraftan yapacak olursakbenzerlik ve farklılıklarından beslenen özelliklerini konuyu çokdaha fazla dağıtmadan ifade edebiliriz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="LEFT" style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="LEFT" style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt; Yunanmitolojisi, Yunan dünyasının inanç sistemi midir?, Mitolojilerigünümüze ulaşmış diğer inanç sistemlerinden ayıranözellikler nelerdir?&lt;/i&gt;;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="LEFT" style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="LEFT" style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; Günümüzdemitolojilerin anlamı daha çok, antik dünyanın düşünme ve inançbiçimlerini, elimize ulaştıkları kadarıyladeğerlendirebildiğimiz mitoslar yoluyla anlamaya çalışmaktır.Öncelikle mitoslar oldukça zengin ve çeşitlidirler, mitosun; onuortaya koyan, üreten toplumlar hakkında anlatmaya çalıştıkları,tanımlanmış nesneler, nesnelerin anlamları ve önemleribelirlenmeye çalışılır, yorumlanır. Mitolojilerde her öykününbir amacı ve öyküdeki her ayrıntının bir anlamı vardır,kültürel etkileşimler olarak mitolojilerin dünyasal seyahatleribir noktada ise kültürel uyum ve seyahati; ve bir nevi enformasyonuda işaret eder. Yunan mitolojisi kavramı öncelikleri veözellikleriyle Yunan dünyası ve onun yaşayış biçimleriyleyakından ilişkili ve yine içinde bulunduğu toplumun yaşayışındanve alışkanlıklarından beslenen özelliklere sahiptir. Günümüzinanç sistemlerinin evrensel olma ve tüm evreni kapsama fikriyledüşündüğümüzde, öncelikle bu yapısıyla bir genellemeyapacak olursak; Yunan mitolojisi daha çok yerel, bölgeselözelliklere sahipken, günümüz inançsal sistemleri ise evrenselolma, tüm dünya insanlarını kapsama iddiası ve amacınıgüderler. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="LEFT" style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="LEFT" style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; Mitoslardünyası, bir çoğu direk tanrılar soyundan gelen süper kahramaninsanlar dünyasıdır ve bu kahramanların bir çoğu ölümsüzdürler.Dünya üzerinde kültürel birikim anlamında iz bırakabilmeyibaşarabilmiş uygarlıklar bazında, birbirine benzer yahut farklıözellikler gösterebildiğini gördüğümüz çok sayıda mitolojive mitolojik öge de diyebildiğimiz kahramanlar vardır, inançsistemleriyse tek ve evrenin her yerinde farksız olma çabasıiçindedir. Mitolojiler doğaüstü olayları konu edinen, çoktanrılı, tanrılar arası olayların işlendiği destansımasallardır, öğüt verme ve ibret yaratabilme kaygılarıgüderler, günümüz inanç sistemleri ise mitolojilerden farklıolarak yine insansı özellikler bazında öğüt ve ibret verenöyküler taşımalarının yanında genel olarak tek bir tanrı veyaratılış inancını, kendilerinde doğrudan ve tanrısal iradekatında doğrulandığına inandıkları dünyasal düzeni evrenselbazda, kendi değerlerine göre biçimlendirme kaygılarını dataşıyan, yanlarında getirdikleri tanrısal bir takım iş veinançsal ibadetleri kurallar paketleri halinde inanç koşulu olaraksunan, bir tür yaşayış biçimleri ve felsefeleridirler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="LEFT" style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Yunanmitolojilerinden anlayabildiğimiz ve diğer bulgular, araştırmalarneticesinde görebildiğimiz, Yunan dünyası insanlarınınyaşayışında neredeyse olup biten her olay ve her etkinliğingenel olarak tinsel bir boyuta çekildiğidir. Ancak bu tinsellikhiçbir zaman günümüzde ki gibi, tanrısal iradenin vahyinigerekli duymamıştır. Dinsel yönetim anlamında merkezi bir kurumda yoktur, mitolojiler içinde dogmaların vaaz edildiği kutsalkitaplar olmamışlardır, doğru inanç ve davranış yorumuyapmasının yanında bu yaptırımları uygulayacak ya dauygulatacak bir yetkiliyle karşılaşılmamıştır, bir din adamı,yahut örneğin bir ibadethane olmaması yanında yine bir kentinyahut bir kişinin kutsal bir şeye saygısızlık edip etmediğinidoğru bir biçimde tanımlamalarına yol açabilecek, yani eksiklikolarak gözüken bu özellikler yanında kendiliğinden işleyen birsistematikte belirleyebildikleri gözlerden kaçmamalıdır. Ortakolarak paylaşılan bir dinsel inanç ve paylaşım vardır ancakyaptırım bazında kendiliğinden çalışan bir sistemi yanındataşır. Yunanların inançları tahmin edilemez olguları kabuletmeyi ve bu olgularla baş edebilmeyi öğreten bir yöntem olarakevreni anlamak, geçmişi anlamlı bir bütün halinde kabul etmek veözellikle zor zamanlarda bile bir amaç sayesinde yaşamak içintoplumsal bir güven duygusu yaratmaktan ileri gitmemektedir. YunanMitolojisinin Klasik Yunan dünyasında bir inanç sistemi olarakgörüldüğü konusunda farklı görüşler vardır, benim görüşümmitolojinin, inançlar bütünlüğünü sağlamak maksadıyla, enazından günümüzde bilinen ve kavranılan anlamıyla değil,farklı biçimlerde insan hayatlarına doğrudan etki etmeden, ahlakibir takım gelenek, göreneklere daha yakın tarafta durmaklabirlikte günümüzde ki inanç sistemlerinden tamamen ayrıözellikler göstermekte olduğudur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="LEFT" style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="LEFT" style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; Günümüzinanç sistemlerinde ismi geçen bazı karakterlerin, inananlarınkavrama güçlerini desteklemek, sınıflandırmak amacıyla ortayaçıkmış olduklarını anlamak çok güç değildir, bir nevimitolojik kahraman sıfatını taşımaktadırlar. Bazı düşünürleregöre bu karakterlerin kimileri geçmişlerini mitolojilerden veYunan Mitolojisinden almaktadır, ancak bu tarz bir benzetme her ikikoşula göre de, mitoloji açısından da, inançlar sistemleriaçısından da bana göre oldukça gülünçtür. İnançsistemlerinin ve mitolojinin bir takım tutarsızlıkları üzerindenkuşaktan kuşağa bir çoğu söylemceler yöntemiyle taşınmıştüm olaylar ve durumları tek bir çerçevede değerlendirebilmek,her biri ayrı ayrı etkilenim yollarından geçerek son halini almışkarakterleri birbirine indirgemek mümkün gözükmemektedir. Ancakbir yandan da birbirlerinden etkilenmemiş olduklarını iddiaetmekse bir o kadar yanlış olabilir. İnançlar dünyasınınortaya çıkışıyla ilgili konuşacak olursak, hiç bir toplumyoktur ki doğasal ve yaşamsal etkinliklerini bir takım ögelerebağlamaksızın bir birlik oluşturabilmiş olsun, neredeyse tümtoplumlarda ve henüz yazısız dönemlerden başlamakla birlikte,abartmayacak olursak henüz yerleşme ve tarım, yaşayış vekültürler ortaya çıkmadan evvel de, bir takım etkinliklerinikanıtlardan elde edilmemiş, zamanın her hangi bir dönemindeyaşamış olduklarıyla ilgili bir delil olmaksızın, doğanınyani örneğin tohumun, ağacın, meyvenin, iklimin ve çevrenin akladayalı bilgisini anlamlandırmak, yalnızca insana özgü birdüşünme şekliyle dünyayı anlama çabasını, insanınkendisiyle ve çevresiyle olan  ilişkilerinde asgari tutarlılığısağlamak maksadıyla oluşturduğu tanrısal ögelerin de birertarihi olgu olduğunu, gerçekliklerini ve zaman içerisindesürdürdükleri seyahatlerini, uğradıkları noktalardadeğişmediklerini söyleyemeyiz. Yunan dünyasının tanrısalkuvvetiyle modern dünyanın tanrısal gücü arasındaki farklarıbelirleyen tek şey dönüşen dünyanın gerekliklerine karşıinsanların farklı tutumlar belirlemeleri gereksinmesindenkaynaklanmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="LEFT" style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="LEFT" style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; Mitolojilerve günümüz inanç sistemlerinin bazı özellikleriyle aynı amacahizmet ettiklerini ifade etmeye çalışmıştık, örneğin mitoslarda inanç sistemleri de bazı durumlarda bazı davranış biçimlerinihaklı çıkarmak ve göstermek amacıyla kullanılan bir çeşittoplumsal yönlendirmeye iten hikayeler taşırlar. &lt;i&gt;Prometheus'unZeus'u aldatması mitosu, kurban etlerinin saklanması, eti tanrılaraadamak yerine kurban edenlerin yemesi için insanlara bir nedensunar. &lt;/i&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt;Bazı mitoslar, gündelikhayatın bir takım açmazlarını aynı inanç sistemlerinde olduğugibi, inananlar bazında, değer biçmenin kolay olmadığıçelişkileri, mesafeli bir biçimde ifade ederek çözümekavuşturur, mitolojiler de inanç sistemleri de cevaplarınıbulmakta güçlük çektiğimiz sorulara verilmiş önceki yanıtlarıberaberlerinde taşırlar ve genellikle aynı noktadan beslenirler. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="LEFT" style="font-family: inherit; font-style: normal; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="LEFT" style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; İnançsistemlerinde genel olarak kabul gören bir dünya resmi ve özellikleevrenin merkezine yerleştirilmiş bir tanrı ve ona olan inancınmutlak koşulda sağlanması geleneği ağır basar, mitoslarda iseevren ve geçmişin içinde çok daha fazla bilinçli,karşılaştırmalı ve eleştirel, edebi bir tutumla itilenkahramanlık hikayeleri okumak mümkündür, bunun nedeni isemuhtemelen Yunanlıların tarih boyunca etkili yanıt verebilmede hepbelirleyici bir düzeyi tutturabilmeleri olmuştur, kuramsaltahminleri konusunda, duyularıyla başa çıkamayacak ölçüdeileriye gitmiş olsalar da sorular sormaktan vazgeçmeyen bir halktanve felsefenin doğduğu toplumdan söz ettiğimizi unutmamalıyız.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="LEFT" style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="LEFT" style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; Sonbir şeyler söyleyecek olursak, Yunan mitolojisi tanrılarının anailgi alanı kendi aralarında ki çekişmeler ve bütün yaptıklarıgenel olarak birbirlerine üstünlük sağlamaktan geçerken günümüzinanç sistemlerinin tanrısının en önemli özelliği tanrınıninsan soyunun ve erdemlerinin koruyucusu olmasıdır. Yunan tanrılarıkendilerini insan soyunun başlatıcısı ve zaman zaman koruyucusuolarak gördülerse de bazı mitoslardan anladığımız bir o kadarda düşmanca davranabildikleri yönündedir, günümüz inançsistemlerinde ise tanrı rolü insan ırkından hiç kimseyi ayırtetmeksizin koruyucu olarak tasvir edilir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="LEFT" style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="LEFT" style="font-family: inherit; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; Yunanmitolojisinin Yunan dünyası insanlarının dinleri olduğunusöylersek, mitolojik kahramanlarını yani tanrılarını, genelolarak hayatın normal akışı içinde karşılaştıklarıbelirsizlikleri makul ölçüye çekebilmek için bir araç olarakgördükleri sonucuna varıyoruz. İnanç onlar için belki detoplumsal düzenlerini uyumla sürdürebilmek, bir ahlak sistemioluşturmak, bilinmeyenlerle yüz yüze gelmiş insanlarınkorkularını yenebilmelerini sağlamak içindi, günümüz inançsistemlerinin de bundan daha farklı amaçlar etrafında ilk kezortaya koyulduklarını da düşünmüyorum, tek fark Olymposlutanrıların insanlarla ilgili meselelerde daima yardımsever ve herşeye kadir olmaması, kör talih ya da varoluş nedenlerinin doğalbir ögesi olarak anlamlandırılmasıdır. Yunan mitolojisindeönemli olan alınyazısı yahut tanrıların sözlerine ya dacezalarına karşın asaletin ve özsaygının, benliğin korunmasıçabasıdır, günümüz inanç sistemlerinde ise karşı karşıyaolduğumuz durum tamamı ile olmasa da genel olarak tanrı merkezli,insan benliğini tamamen uhrevi bir nedene bağlamak, belirsizlikleriyine makul bir ölçüde karşılamak kadar ödül merkezli veincelikli bir takım yöntemlerle belleği dogmalar yöntemiyle sözüedilen diğer hayata alıştırmaktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Orkun Pınar &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4517754907263958333-1583496007284708672?l=nukromu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nukromu.blogspot.com/feeds/1583496007284708672/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4517754907263958333&amp;postID=1583496007284708672' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4517754907263958333/posts/default/1583496007284708672'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4517754907263958333/posts/default/1583496007284708672'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nukromu.blogspot.com/2012/01/yunan-mitolojisi-ve-gunumuzde-ki-inanc.html' title='Yunan Mitolojisi ve günümüzde ki inanç sistemleri arasındaki benzerlikler nelerdir?'/><author><name>Orkun PINAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13313274298623516847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-Uy6HuAQsIQY/Tr1LWhAvB5I/AAAAAAAAAcg/0lMBunIOJPU/s220/SAM_0931.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4517754907263958333.post-7407201101609322267</id><published>2011-11-22T19:57:00.001+02:00</published><updated>2012-01-24T12:37:26.778+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='arkeoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>Arkeoloji ve Tarih</title><content type='html'>&lt;style type="text/css"&gt; &lt;!--  @page { margin: 2cm }  P { margin-bottom: 0.21cm } --&gt; &lt;/style&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;Gelişim süreçleri, disiplinlerarasındaki ilişkiler hakkında bazı noktalar;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Öncelikli olarak her iki disipliniçinde bilimsel anlamdaki temellerin atıldığı dönemler olarak15. ve 16. yüzyıllar Avrupa'sından söz edebiliriz. Erken Yeni çağAvrupa'sının düşünsel devrimleri; “Rönesans, Bilim devrimi veAydınlanma” olarak isimlendirdiğimiz oluşumlar birikimli olarakarkasında taşıdığı bir takım pratik ve popülerleşmeyebaşlayan bilgilerle birlikte deneyimlerin hızlı bir biçimdepaylaşılmasıyla ve bu yüzyıllardan başlayarak sayılarıgittikçe artacak olan akademiler, matbaanın kullanılmayabaşlaması, ilk ansiklopedilerin basılması, kütüphanelerinçoğalması ve içeriklerinin genişlemesi, kütüphanelerdekatalog ve sınıflandırma çalışmalarına gidilmesi, kataloglarayeni terimler ve kavramların girmesi, müze koleksiyonlarına ve koleksiyonerlere olanilginin yükselmesi, koleksiyonların çoğalması, bir çokakademinin ders programlarına yeni dersler eklemeleri gibigelişmeler her iki disiplin için de temel niteliklerin veyöntemlerin belirlenmeye başlaması konusunda miladı başlatmıştırdiyebiliriz. Bu çağda bilginin coğrafyalar arasında hızlaseyahat etmeye başlamasına neden olan enformasyon, bilginin dahaçok insan tarafından kullanılabilir hale gelmesi süreci heriki çalışma alanı için de dönemi için olumlu gelişmelerdir.Erken Yeniçağda, Rönesans'la birlikte Antik Çağ sanatyapıtlarına olan ilgi tavan yapmış, kilise etkisinden vefeodaliteden sıyrılan Avrupa'da dikkatler sanat ve bilimle birlikteeski eserlere yönelmiş, Yunan ve Roma mirasına sahip çıkılmıştır.Bu bağlamda ciddi anlamda ki ilk Arkeolojik çalışmalar18.yüzyıl'da İtalya'da Pompei ve Herrculaneum kentlerindebaşlatılmıştır. Sonra ki yüzyıllar boyunca oluşan tümdüşünce akımları Avrupa'lıların geçmişe ve eski çağlaraolan merakını taze tutmuş, Arkeoloji bilimi ortaya çıktığıdönemlerden başlayarak belli bir sürerlikte ilerlemeli bir gelişimgöstererek yöntemlerinde çok büyük değişikliğe gitmesineneden olacak olaylardan uzakta kalarak gelişim göstermiştir. Tarih bilimi içinseaynı şeyden söz etmek pek mümkün değildir. Dönemler arasında18., 19. ve 20. yüzyılda tarihçiler ve tarih yazımı konusundafikir ve üslup ayrılıkları gözlenmiş, yöntemlerinifarklılaştırmışlardır. Avrupayı etkisine alan bazı düşünceakımları dönem tarihçiliğinde önemli izler bırakmıştır(19.yy olgular için en parlak çağ pozitivizmle geçerken, 20. yy'labirlikte ekoller, yine tarihçiler için iki dünya savaşı arasındaki Fransız Annales ekolünden gelen tarihçilerin üsluplarıgibi). Avrupa'da milliyetçiliğin yükselişe geçmesiyle bütünlük,ülkeler arası beklentiler, savaş ve yönlendirmelerle bozulmuş,birbirlerine karşıt, farklı yönlere dağılan, dağılmasonucunda birden fazla özneli, farklı yöntemler kullanan birdençok tarihli dönem başlamıştır. Bu dönemde uluslar kendilerineve kendi tarihlerine özgü kavramlar geliştirmişler, kendisınırları içerisinde rekabete giremeyecek ölçüde yükseltilenulusal değerler oluşturmuşlardır. Diğerlerine bıraktıkları yada tümden yasakladıkları düşünce ve belgelere ilişkin sunulanalternatif düşünceler reddedilmiş, 20. yüzyılın ikiniyarılarına kadar sürecek bu durum başka tarihçilerinde sormaktançekinmeyecekleri bir seviyede &lt;i&gt;“Tarihin bir bilim olup olmadığıyönünde ki”&lt;/i&gt; sorulara zemin hazırlamıştır. Bu konu bazıçevrelerce, “Tarihin bilimselliği konusunda hararetli olaraktartışılmıştır”. J. Burckhardt'ın 1959 yılında yazdığı&lt;i&gt;Judgements on History and Historian&lt;/i&gt; isimli eserinde şöyledemektedir;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;✔ Tarih, bir dönemin öbüründekayda değer bulduklarının yazımıdır.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;Tarih ve arkeolojiye genel birçerçeveden bakıldığında, birbirlerinin alanlarınıişgal ediyormuş izlenimi veren bu iki disiplin arasındakifarklılar ilk bakışta oldukça az gibi gözükse de çalışmaalanları ve yöntemleri incelendikçe aralarındaki farklar dahanet gözlemlenebilir. Her şeye rağmen tarih ve arkeolojibirbirlerine gerekli olan ve yine birbirlerini tamamlayıcıözellikler gösteren, birbirleriyle dirsek temasında bulunan, ancakyöntemleri birbirlerinden sözünü ettiğimiz gibi farklı olanbilim dallarıdır. Arkeoloji ve tarihin ortak kapsamları bakımındanörnek verecek olursak, aynı iş yerinde, birbirine benzermalzemelerle çalışan ancak farklı meziyetler gerektiren işlerdeyetkin iki ustanın işbirliği içerisinde çalışması doğru bir benzetme olabilir. Arkeologlar da Tarihçilerde, gerek toplumsal gerek kültürel gerekse bireyler odaklı, dünyaüzerinde iz bırakabilmeyi başaran uygarlıkların, kültürlerin,insanların, maddi kalıntı ve örüntülerini, mevsimlerin döngüsü,çağ, siyasi unsurlar, insan ömrü gibi süreçlerledeğerlendirmeden, yine gelecek kuşaklara doğru izler bırakabilecekölçüde bilinçli ve doğru, zaman çizgisi üzerine yanlışsızbir biçimde yerleştirmeyi görev edinmiş bilim insanlarıdır.Olaylar, gerçekleştiği yerler ve zamanı karıştırmadan,bilinçli olarak etkileme kaygısı gütmeden, çeşitli yöntemlerlebelirleyebildiğimiz olay dizinleri terimleriyle, belge vebuluntularla sonuca ulaştırılmalıdır. Arkeolojiyi tarihtenayıran bir özellik de çalışacağı konu hakkında eldeedebileceği bulgulara kendisinin ulaşması, kendi incelemeyöntemlerini geliştirmesidir. Arkeoloji toprak altından günyüzüne çıkardığı kalıntıları inşa eder, betimler,yorumlar. Tarih ve Arkeoloji birbirleri ile her ne kadar eşleniközellikler gösterseler de daha bir çok bakımından da keskin birbiçimde birbirlerinden ayrılırlar. Arkeoloji, kelime anlamıolarak baktığımızda Arkhaios(eski) ve Logos(bilim) kelimelerininbirleşimiyle ortaya çıkmış bir kavramdır. Bir çok çeviridesıkça rastlandığı şekliyle kazı bilim anlamına gelmez, kelimeanlamı olarak eskinin bilimi demektir; zira kazı aktivitesiarkeolojinin yalnızca bir kısmını kapsayan bir uğraşıdır.Arkeoloji, eski kültür ve uygarlıkları, onlardan kalan maddikalıntı ve kültürel örüntüleri inceler; yer ve zaman belirler,tasnifte bulunur ve analizler yapar. Kendi içerisinde belli başlıuzmanlık ve ilgi alanları vardır. Bunların bazıları:Prehistorya, Klasik Arkeoloji, Protohistorya, Önasya Arkeolojisi,Mısır arkeolojisi(Ejiptoloji), Tevrat arkeolojisi, Ortaçağ Arkeolojisi, Sumeroloji, Hititoloji, Assyrioloji(Asurlular)ve eski çağ kültürlerini filolojik açıdan inceleyen KlasikEdebiyat gibi dallardır. Arkeolojinin ana başlığı altındatoplanan bu tüm çalışma alanlarına ek olarak felsefe, zooloji,sanat tarihi, antropoloji, kimya, jeoloji gibi bir çok bilimdalından da yardım alır. Tarih ise kendisine kaynaklık edenArkeoloji ile birlikte, Yazıt bilim, Nümizmatik(eski para bilimi),Kronoloji(olay dizim), Kültürel Antropoloji, Sosyoloji ve benzeriyan disiplinlerden yararlanarak çalışan bir nevi “BilgiArkeolojisi” disiplinidir, tarihçinin görevi anlamlı bilgileriyan yana getirmek ve tarihsel olgular yaratmaktır. Tarihçiçalışmaları esnasında önemi olduğunu düşündüğü herşeyden yararlanabilir, belgeler, yazıtlar, fermanlar, mektuplar,günlükler, vergi defterleri, nüfus kayıtları, resmi yazışmalar,antlaşmalardan, yani genel olarak yazılı her türlü belgekullanır. Yerel tarihçilik bağlamında sözlü tarihebaşvurulabilir, ayrıca gelişen teknoloji ile birlikte seskayıtları, videolar, çeşitli dijital verilerde tarihe kaynaklıketmektedir. Tarihçi çalışırken olaylar arasında neden sonuçilişkilerini inceler ve değerlendirir, tarihçi olaylar ya dadurumlar hakkında yeni bağlamlar yaratmak amacıyla sorular soranaynı zamanda bir çeşit kuramcıdır. Tarihçi elde ettiğibilgileri kronolojik açıdan sınayarak aynı zamanda bunlarıkonuşturan kişidir, bu açıdan bakıldığında her iki bilimiçinde diyebileceğimiz en temel benzerlikse karşılaştırarakyorumlama ve yeniden kurgulamadır. Tarihçinin avantajıkendilerinden önce(yakın dönem için konuşacak olursak)yazanların ve tarihi kayda geçirenlerin ne tür bir çerçevedebunları yazdıklarını eldeki bulgularla daha yakındananlamalarını sağlayabilecek daha fazla veriye sahip olmalarıdırancak belge sayısı arttıkça spekülatif tarihçiliğin artmaktaolduğu gözlenir, belgelerin gerçeklik sahtelik durumları bazıçalışmalarda çok geç anlaşılmaktadır. Arkeoloğunsa eldeettiği veriyi eldeki bulgular ışığında olduğu gibi aktarmakdışında çok fazla seçeneği yoktur, çünkü tarihsel açıdanarkeoloji'nin eğildiği alan, orada ki hafızanın geleceğinin neolacağı ile ilgilenmez.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Tarihçilerin çalışma alanlarınabaktığımızda kronolojik açıdan günümüzde bir dizi kabuledilmiş yargıların toplamından oluştuğunu görürüz ancakortaya çıkabilecek yeni bilgi ve belgelerin kabul edilmiş gerçekve yargıları değiştirebileceği, ilerlemeli bir bilim olduğugerçeği unutulmamalıdır. Tarihçinin görevi farklıdisiplinlerden yararlanarak ortaya çıkardığı az sayıdakianlamlı olguyu tarihi olgulara dönüştürmektir. Tarihçiningörevi olayları durumları değerlendirmeler ışığında tarihenot düşmektir. Örneğin,Tarihin babası olarak görülen Heredetoskitabının başında amacını şu sözlerle dile getirmiştir;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;✔ “Yunanlıların vebarbarların yaptıklarının anısını korumak ve özellikle herşeyin ötesinde birbirleriyle savaşmalarının nedenini vermek.”&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;Arkeoloji'nin elde ettiği materyallerive bilgileri değerlendirme şekli ile Tarihçilerin elde ettikleriolguları değerlendirme biçimleri arasında ki farklılıktan birtanesi de Arkeologların her hangi bir dönemde yaşamış kültürve toplum kalıntıları üzerinden, genellikle simgesel güçlerarasındaki ilişkiler tarihine katkılarda bulunmakken Tarih isedaha çok bazı yönleriyle sosyolojiye benzemekle birliktetoplumların ve toplum kimliklerinin oluşumlarınıbirbirlerinden ayırmak maksadıyla çözümleme ve açıklamalardabulunmaya çalışmasıdır. Her iki bilim içinde neden sonuç ilişkileri arasında kitutarlılık yüksek önem taşır. Tarihsel bilginin aktarımındagerçek nesnelerden daha ziyade genel düşüncelerden oluşan,belirli uzlaşımları içeren, çoğunlukla insan birikimive deneyimden ileriye gidemeyen yaklaşık 5500 yıllık yazılıtarihle bir birikim söz konusu olmasına rağmen dil geldiği enüst ve iyi seviyede dahi olsa Arkeolojik ve Antropolojikbulgulara ihtiyaç duymak mecburiyetindedir. Birbirlerine karşıtkavram çiftleri olarak daha geniş perspektifte gözlemleyipdeğerlendirdiğimizde ortaya çıkan “bilimsel – popüler”,“üretim – tüketim”, “gerçek – kurgu” gibi konularıele alış biçimi yönünden tarihi olguları değişken ve gelipgeçici olarak göremeyiş, işleyiş açısından iki disiplinibirbirinden farklı noktalara itmiştir. Daha çok tarih öncesidönemleri konu edinen Arkeolojinin tarih disiplininden enbüyük farklarından biri modern çağlardaki ruhsal, dinsel,toplumsal çatışmaların politik çerçevesinden uzakta kalması,tarihinse amaç ve araç olarak, yöntemlerini toplumsal ve kültürelçatışmalardan alarak önem kazanmasıdır. Arkeoloji tarihselbilinmezliklere açılan bir kapı ise tarih biçimlendirilentarihlerin ve kronolojinin zamansal anlamda gerçekliğini, eldeedilen verilerin algılanan varlığına atfedilmiş, biçimselolarak içinde bulunduğu çağdan ve toplumsal hafızadan izlertaşıyan, 20. yüzyıldan sonra ki tarihçilikten söz edecekolursak tarihsel anlamda başarı ya da başarısızlıklarındanetkilenerek kendi hafızasına yüksek anlam yükleyerek yinetarihsel anlamda gerçekliği not edilmiş olgulara başarı ya dabaşarısızlıklar atfeden bir yorumlama biçimidir.&lt;br /&gt;Arkeolog iletarihçi arasındaki farklılıklar nedir sorusunu tekrardansorduğumuzda verilebilecek başka bir yanıt, bilerek ya dabilmeyerek esas olarak zaman içerisinde ki kenditutumumuzu yansıtır, sosyal bilimlerin ve toplumsallaşmanıntemellerini, insan hayatının evrelerini irdeleyen her ikidisiplin içinde, içerisinde bulunduğumuz toplum hakkında nedüşündüğümüz sorusuna vereceğimiz karşılığın birparçası yatmaktadır. Arkeolog elde ettiği verileri toplumsalevrimlerin, gelişmelerin, etkileşimlerin zaman ve uzam açısındananlamlı bir yerlere yerleştirmek çabasıyla ürünler verirkentarihçi tarihi yazarken ideolojik bir tavır takınmaktan kendinialamaz, çünkü tarihçilerin belirli bir dünya görüşüvardır, insanlar ya da tarihçiler doğrudan doğruya nesneltarih yazamazlar. Dolayısıyla; &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;✔ Tarih yazımı tarihçidenve tarihçinin dünya görüşünden bağımsız düşünülemez, Arkeoloğun çalışma alanı daha çok incelediği,irdelediği toplumların, kültürlerin ve çağların birbirleriarasında ki benzerliklerinden beslenir, Arkeoloğun etkilenişleriçalışmalarına yön vermekte yetersiz kalır.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;✔ Her hangi birtarihi olguyu anlamak için aynı zamanda tarihçiyianlamak gerekirken, arkeolojik bir keşif konusunda arkeologlardanbağımsız olarak temel anlam kendiliğinden doğal bir yöntemlekendiliğinden ortaya çıkar.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;✔ Tarihçiler yazacaklarıdönemler ve olaylar hakkında bazı ögeleri seçer ve onlarıkurgular, arkeolog ise bulguları birbirlerinden ayırmadanbütün halinde görmeye çalışarak ilerler.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;Tarihin öznesitarihçi, nesnesi tarihsel olaylar iken, Arkeolojinin öznesitarihsel olaylar (kalıntılar, eşyalar, çeşitli bulgular)nesnesi ise arkeologdur. Sanırım iki disiplin arasındaki temelfarklılığı niteleyebilecek en etkili örnekte budur.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Tümbilim insanları için öncelikle irdelenmesi gereken taraf bilimadamının subjektif niteliğidir. Örnek vermek gerekirsegelişmekte olan Anadolu kültür tarihinin başlangıcındanitibaren ve Türk Tarihine kadar devam eden geniş çaplı birincelemede; örnekleri kısa tutmak gerekirse Kemalist,Milliyetçi, İslamcı ve Marksist tarihçilere göredurumları belirleyen etkenler farklılaşır, olumlu ya daolumsuz olgular yer değiştirir. Çoğunlukla benzer dünyagörüşüne sahip yazarlar arasında dahi derin uçurumlar yaratanfarklı yorumlamalar söz konusudur. Arkeolojiyi burada ayrıtutacak olursak, görüldüğü üzere tarihe düşünceleryön verirken arkeolojiye yön veren itici güç buluntu vebelgelerdir.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Arkeologları ve tarihçileri birbirlerinden ayıranve yine çalışma alanları, biçimleri konusunda özgüreylemlerini belirlemek için kendilerini destekleyen veyahut etkisizkılan temel unsurların başında çalışma biçimleribakımından incelediğimiz farklılık üzerine belirginleşenen temel özelliklerden biri de tarihçinin bilgilerin birikimiyani enformasyon sonucu çağının ve içinde bulunduğu toplumunyaşadığı yaşantısından ve sonuçlarından etkilenen, bir nevitarih ürünü olması, birey olan tarihçinin ön planaçıkartılmasıdır. Tarihçiler ilerlemeli olarak tarihlerininürünleriyken arkeologlarsa bırakılan izleri süren, içindebulunduğu toplumdan ve çağın koşullarından, zamanının veonun etkilerinden uzakta çalışan insanlar olarak ayrılırlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;Sonbir söz söyleyecek olursak tüm bilim insanları kendi tarihlerininne ilerisindedirler ne de gerisindedirler, tarihi ve dolayısıyladünyayı anlama çabası içerisindeki tüm bulgular vedüşünceler tarih akışının dışında düşünülemez, hertürlü düşüncenin değeri yine aynı tarihsel süreçiçerisinde belirlenmiştir. Tüm ahlaki, dinsel, mitolojik,toplumsal değerler tarihi dönemlerde ortaya çıkmıştır veilerlemeli insan eylemlerinin sonucudur. İnsan eylemlerinive dünyayı anlama çabasını ortaya çıkaran nedenlerde yineinsan kaynaklıdır. Tarih ve arkeoloji ayrı ayrı ilerlemelibilimlerdir, her hangi bir kronolojik bulgunun ve insani her hangibir eylemin de tarihsel bir “neden”i olmasına rağmenbilinmeyen tüm sorulara verilebilecek kaçınılmaz tek bir yanıtatarihçilerinde, arkeologlarında ulaşması kaçınılmaz olarakmümkün olmadığından, belirli olgu ve olaylara tarihseldönüşümlerin temel nedenleri rolü vermek tarihi yanılgılarsilsilesinin başlangıç noktasını işareteder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/f/f0/Karl_Briullov,_The_Last_Day_of_Pompeii_%281827%E2%80%931833%29.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="448" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/f/f0/Karl_Briullov,_The_Last_Day_of_Pompeii_%281827%E2%80%931833%29.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;h1 class="firstHeading" id="firstHeading"&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;Karl Briullov, The Last Day of Pompeii (1827–1833)&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 class="firstHeading" id="firstHeading" style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-weight: normal;"&gt;&amp;nbsp;*&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 class="firstHeading" id="firstHeading" style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-weight: normal;"&gt;&amp;nbsp;Orkun Pınar &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4517754907263958333-7407201101609322267?l=nukromu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nukromu.blogspot.com/feeds/7407201101609322267/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4517754907263958333&amp;postID=7407201101609322267' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4517754907263958333/posts/default/7407201101609322267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4517754907263958333/posts/default/7407201101609322267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nukromu.blogspot.com/2011/11/arkeoloji-ve-tarih.html' title='Arkeoloji ve Tarih'/><author><name>Orkun PINAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13313274298623516847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-Uy6HuAQsIQY/Tr1LWhAvB5I/AAAAAAAAAcg/0lMBunIOJPU/s220/SAM_0931.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4517754907263958333.post-1479752622513051303</id><published>2011-11-05T11:48:00.001+02:00</published><updated>2011-11-22T23:21:39.465+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='izmir sanat ve tarih müzesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='izmir arkeoloji müzesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='izmir'/><title type='text'>Arkeologlar müze için!</title><content type='html'>&lt;blockquote&gt;&lt;i&gt;Merhaba Nukromu - Merhaba.Bugün yaşadıklarımdan kısaca neler öğrendiğimi söylemek istemiştim;Olur.Müzeler herkes için var ama arkeologlar müze için!&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Nasıl yani?&lt;/i&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-noC5FxXMSzo/TrO4zM7fsnI/AAAAAAAAAZU/BsD1qWmvLwE/s1600/SAM_0800-1.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="432" src="http://1.bp.blogspot.com/-noC5FxXMSzo/TrO4zM7fsnI/AAAAAAAAAZU/BsD1qWmvLwE/s640/SAM_0800-1.JPG" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;i&gt;Bostanlı Konak Vapurunda&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;3 Kasım 2011 dünya için nasıl bir gündü, kim nerelerde neler yaşadı, neler gördü, neler öğrendi bilmiyorum ama benim için uzun zaman sonra yine güne en erken başladığım günlerden biri olması sebebiyle yüksek enerji doluydu, &lt;i&gt;Bostanlı iskelesi&lt;/i&gt;nden beni alarak &lt;i&gt;Pasaport&lt;/i&gt;'a bırakacak olan vapur üzerinde ki seyahatim esnasında gözümün içine bakarak adeta benden simit(eski bir alışkanlık diyelim buna, gevrek demek içimden gelmiyor) dilenen denizlerin sokak çocukları martıları kırmayarak payımıza düşeni bölüşmemizle başladım güne. Sabah vapurlarına binmeyeli çok zaman olmuştu bu arada. Fotoğraf çekmeyeli ise sanki yıllar oluyor gibi. Neyse, pozitif enerjimizi bölüştüğümüz martılar neden olmuştur ki, gerçi simitleri yer yemez uzaklaşmasalar bir iki güzel fotoğraf verseler kötü olmazdı ama, belki iyi günlerinde değillerdi diyeyim, olsun; bu seçkin bu seyahatimin onlar sayesinde çok kısa sürdüğünü fark ettim. Bundan çıkardığım sonuç erken saatler olmasına rağmen(günün erken saatleri çekilmez biri oluyorum kendim için) günün mutlu geçeceğiydi. Pasaport iskelesinden kendimi Kültürpark'ın Montrö kapısına götürdüm.     Montrö'de ne işim var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlıca amacı ders kapsamında olmakla birlikte bugün &lt;i&gt;İzmir Arkeoloji &lt;/i&gt;Müzesi&lt;i&gt; &lt;/i&gt;ve &lt;i&gt;İzmir Tarih ve Sanat&lt;/i&gt; müzelerini gezdim,  İzmir Tarih ve Sanat müzesi 2004 yılından bu yana çalışan, Kültürpark'a Montrö kapısından giriş yapıldığında karşınıza çıkan İzmir'e yakışan güzellikte ve modern bir mekan. Aslına bakılırsa da ziyaretçi sayısı konusunda bulunduğum saatler içerisinde günün erkeni olmasına rağmen dikkat çekici bir kalabalığı da ağırlıyordu, müzeye giriş yaptığımız esnada yanılmıyosam üç kalabalık grup halinde İtalyan turistler müzeyi incelemektelerdi, yaklaşık 40 kişilik bir grup halinde de bizler. Müzeden çıktığımız esnalarda ise ilköğretim çağında genç nesillerden onlarca öğrenci müzeye doğru ilerlemektelerdi. Kalabalık bir müze olduğu anlamına geliyor bu. - İyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-S2Lc53_0v64/TrL-ov8wi0I/AAAAAAAAAZI/e-qzvEOnWEg/s1600/Musei_Wormiani_Historia.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="504" src="http://3.bp.blogspot.com/-S2Lc53_0v64/TrL-ov8wi0I/AAAAAAAAAZI/e-qzvEOnWEg/s640/Musei_Wormiani_Historia.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: xx-small;"&gt;&lt;i&gt;G. Wingendorp&lt;/i&gt;, Museum Wormianum (1655),&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: xx-small;"&gt; iç kapak gravür&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;ü&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Kültürpark Müze bahçesinde ders sorumlusu hocamızın konuşmalarını takiben ilk olarak ders içeriğimiz ve çalışacağımız konularla alakalı seramik eserler salonuna adım attığım esnada kafamda canlanan ilk şey ise müzelerin bu denli zengin tarihi kalıntılarla dolu bir coğrafyaya neden bu kadar geç girdiği konusunu düşünmek oldu. 1600'lerin ikinci yarısından itibaren sözler kadar eserlerinde değer gördüğü müzevari salonlara sahip Avrupalıların, bilgi kuramını oluştururken nitelik ve nicelik olarak sabit kalabilen ve formunu koruyan eserlerin değerlerini bilmelerinin onları aydınlanmaya götüren yolla ilişkili olabileceği fikriydi. Neden 16. yüzyıldan başlayarak Avrupa'da ki gibi merak edilesi eşyaların toplandığı özel odalara(&lt;i&gt;cabinets of curiosities&lt;/i&gt;) sahip olmadığımız sorusu biraz ağır kaçmış olacak ki &lt;i&gt;Türkiye Arkeolojisi&lt;/i&gt; tarihini hatırlayınca kafamda ki sorun aslında büyük oranda çözümlenmiş oldu. Gerçi bunda coğrafyamızın tarihsel gelişim sürecinde maruz kaldığı etkileri yadsımadan düşünmekte anlamsız olurdu ama hü'snükuruntuya sevkedelim biz bunu ve müzeden söz edelim. Tarih ve Sanat müzesi üç bina ve bölümden oluşuyor; Seramik Eserler Bölümü, Ord. Prof. Ekrem Akurgal'ın isminin verildiği Taş Eserler Bölümü ve Kıymetli Eserler Bölümü. Taş eserler bölümünde İzmir ve yakın çevresindeki ören yerlerinden heykeller ve kabartmalar, seramik eserler bölümünde başta Smyrna Tepekule höyüğü olmak üzere, İzmir çevresindeki prehistorik yerleşimler &lt;i&gt;Ulucakhöyük, Baklatepe, Kocamıştepe, Panaztepe, Kocabaştepe, Pınartepe, Limantepe&lt;/i&gt;'den ve antik yerleşimler &lt;i&gt;Phokaia, Klazomenai, Kyme, Pitane, Erytrai &lt;/i&gt;ve&lt;i&gt; Iasos&lt;/i&gt; gibi yerlerden buluntular ve seramik parçaları ile değerli eserler bölümü'nde &lt;i&gt;Arkaik, Hellenistik, Roma, Bizans, Osmanlı &lt;/i&gt;ve&lt;i&gt; İslami&lt;/i&gt; dönemlere ait altın, gümüş ve değerli taşlardan yapılmış süs eşyaları, cam eşyalar, sikkeler sergileniyor. Panaztepe kazılarında ele geçirilen Myken dönemine ait seramik kaplar bu bölgede nadiren görülmekte olan ve güzel eserlerdi, fotoğraflarına göz atacak olursak;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-d8Hc4vbZgeI/TrPAr3z9UrI/AAAAAAAAAZc/pd0YOx7HsOY/s1600/1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="457" src="http://4.bp.blogspot.com/-d8Hc4vbZgeI/TrPAr3z9UrI/AAAAAAAAAZc/pd0YOx7HsOY/s640/1.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;i&gt;Panaztepe kazılarında ele geçirilen Amphor, Alabastron, Kulplu Şişeler örnekler. Geç Tunç Çağına Tarihlenir.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;İzmir'de ki müzecilik tarihi ve girişimlerden söz edecek olursak; İzmir'de ilk Arkeoloji Müzesi Mustafa Kemal Atatürk'ün de destekleriyle 1924 yılında Basmane semtindeki terkedilmiş &lt;i&gt;Ayavukla kilisesi&lt;/i&gt;nde oluşturulmuş, eser toplama ve derleme çalışmalarını takiben 1927 yılında ziyarete açılmış. 1951 yılına gelindiğinde İzmir Arkeoloji Müzesi Kültürpark’ta bulunan ve müze haline dönüştürülen Milli Eğitim Pavyonuna taşınmış(bugünkü Tarih ve Sanat Müzesinin seramik eserler salonu burasıdır). Süreç içerisinde İzmir müzesine bağlı antik kentlerden çok sayıda eserin gelmesiyle birlikte yeni bir müzeye duyulan ihtiyaç Bahribaba parkı içinde bir müze binasını doğurmuş, kapsamlı ilk ve büyük Arkeoloji müzesi 1984 yılında da ve burada hizmete girmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir arkeolog ne yapar, öğrendiklerini nerelerde kullanır, önemlisi yıllar süren uğraşlar sonucu bin yıllardır toprak altında yatan eserleri gün yüzüne çıkarır peki ne olur? İnsanlığın kültürel inşasının en önemli bu yapı taşlarını bu mirası korumakla yükümlü müzelere gönderir ve dünyanın dört bir yanından meraklılarına ve araştırmacılarına sunar. Gelecekte uğraşacağım meslekle alakalı olarak bugün heyecanımı biraz daha kabartan bu ayrıntılardan bahsedecek olursak, öncelikle bir arkeolog için müzede karşımıza çıkan tüm konu başlıkları, dönemler, tarihler, eserler ve kullanım alanları, özellikleri, bunların hepsi arkeoloğun hayatını ifade ediyor. Eğitim hayatı boyunca günlerce kafa yorup aylarca uğraştığı ve anlamaya çalıştığı, yıllarını verdiği çalışmalara, ömrünü harcadığı bir geçmiş zamana biraz daha saygıyla yaklaşmak adına buraya gelerek bu yazıyı okuyan okura seslenmek istiyorum buradan, kafanı dikkatsizlikle diğer tarafa çevirerek geçtiğin bir eser üzerinde yaratıcısı kadar değer taşıyan diğer unsur arkeologdur, bir başka mottomuzda öyleyse hepimiz ve tüm atalarımızla beraber kültürel tüm örüntüler de arkeologlar içindire çıkar ki varsın arkeologlar müzeler için olmuş oluversin. Arkeologların çalışma alanları kazı alanları, akademiler olduğu kadar da bir yandan da, dolayısıyla! müzelerdir. Fotoğraflarla devam edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-sG54C6Pgayw/TrPE8AS7PUI/AAAAAAAAAZk/YWCy9BWFVyc/s1600/5.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="366" src="http://2.bp.blogspot.com/-sG54C6Pgayw/TrPE8AS7PUI/AAAAAAAAAZk/YWCy9BWFVyc/s640/5.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;Koku, Parfüm, Gül yağı, ilaç şişeleri olarak kullanılan Aryballoslar.M.Ö 4. yy&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-NOhYWtQtXSI/TrPFJ3iB9iI/AAAAAAAAAZs/BcQ8RtB4cGs/s1600/6.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="416" src="http://2.bp.blogspot.com/-NOhYWtQtXSI/TrPFJ3iB9iI/AAAAAAAAAZs/BcQ8RtB4cGs/s640/6.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-bZsOwwlONrg/TrPFVlEWkdI/AAAAAAAAAZ0/VxnNawOKmwI/s1600/7.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="456" src="http://1.bp.blogspot.com/-bZsOwwlONrg/TrPFVlEWkdI/AAAAAAAAAZ0/VxnNawOKmwI/s640/7.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;Amphora'lar&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-s1WcQFc-aeE/TrPFkkk2bpI/AAAAAAAAAZ8/6s-rDG4721M/s1600/8.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="432" src="http://1.bp.blogspot.com/-s1WcQFc-aeE/TrPFkkk2bpI/AAAAAAAAAZ8/6s-rDG4721M/s640/8.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;i&gt;Şarap karışımlarını taşımak amacıyla kullanılan, Lebes'te denilen kap çeşidi. M.Ö 7. yüzyıl&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-yvoLxQPvxro/TrPFuqEr8II/AAAAAAAAAaE/vVG0ETvAB2w/s1600/9.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="492" src="http://4.bp.blogspot.com/-yvoLxQPvxro/TrPFuqEr8II/AAAAAAAAAaE/vVG0ETvAB2w/s640/9.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-pqo4PITUpKo/TrPF7SR_BwI/AAAAAAAAAaM/-NTiMwedRvQ/s1600/10.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="536" src="http://1.bp.blogspot.com/-pqo4PITUpKo/TrPF7SR_BwI/AAAAAAAAAaM/-NTiMwedRvQ/s640/10.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr style="color: black;"&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;i&gt;Dar boyunlu,yonca ağızlı, tek kulplu sürahi formunda, karakteristik bir şarap kapları. M.Ö 6. Yüzyıl&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-MiSiZpXmGSg/TrPGGDm8smI/AAAAAAAAAaU/rK6MSJ3Wk-A/s1600/11.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="498" src="http://3.bp.blogspot.com/-MiSiZpXmGSg/TrPGGDm8smI/AAAAAAAAAaU/rK6MSJ3Wk-A/s640/11.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: navy; font-size: xx-small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Seramik eserler bölümü girişi, Fotoğrafta gördüğünüz bölümden arkadaşım Kerim Özgür Özgen&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Müze dolaşmak bir günü güzel hale getirmek için ki kişilere göre bu değişkenlik gösterebilir ama en azından benim için en güzel etkinliklerin başında geliyor(geliyormuş yeni anlıyorum). Günümüz tarihinden binlerce yıl öncesine tarihlenen ve arkasında taşıdığı binlerce hikayeyle evreni anlamlı bir bütün halinde anlayabilmek için kitaplar, kütüphaneler kadar önemli bir yer tutuyor çünkü. Üstelik görülebilir ve yer yer tutulabilir özellikleriyle. İzmir Tarih ve Sanat müzesinden çıkınca Varyant'ta bulunan İzmir Arkeoloji müzesine geçtik. Buranın tarihinden daha önce söz etmiştim. Etnografya müzesiyle karşılıklı olarak tamamiyle kendisine ayrılmış bir alanda ve ayrıca yine İzmir'in en güzel yerlerinden birinde olması sebebiyle daha farklı bir hava ile karşılıyor burada ki müze insanı. Bahçesi, sizi müzeye çıkaran merdivenlerin etrafında konuşlanmış eserler ve tabii ki Etnografya müzesi binasının göz alıcı güzelliği eşliğinde. Giriş katı olan orta katta, konferans salonu ve taş eserler salonu yer alıyor. Müzenin giriş salonunun ortasında yer alan korkuluklu kısımdan kuşbakışı olarak zemin kattaki mozaik döşeme izlenilebiliyor, oldukça etkileyici bir eser. Hayvan ve bitki motifleri ile bezenmiş mozaik Kadifekale’den getirilmiş, deretaşı ve cam parçacıkları ile yapılmış. Taş eserler salonunda özellikle mermer ve taş heykeltraşlık eserleri içeren büyük heykeller, büstler, heykel başı porteler ve masklar, Helenistik ve Roma dönemlerine ait önemli heykeller var, ayrıca vitrinler içerisinde, yine mermerden yapılmış küçük boyutlardaki eserler, kendi aralarında gruplandırılarak teşhir ediliyor. Taş eserler salonunun girişinde bulunan vitrinlerde prehistorik devirlerden itibaren doğurganlığın sembolü olan ana tanrıçası Kibele’ye ait çeşitli heykelcilik ve adak stelleri sergilenmekte. Kibele’nin kökeni prehistorik dönemlere kadar uzanıyor, daha sonra Artemis’e dönüşmüştür. Bu vitrinlerde çeşitli tanrılara ait stellerde görülebilir. Üst kata çıktığımızda ise yine Arkeolojiye yaptığı katkılarıyla Türkiye Arkeolojisinin en önemli ismi olan Ekrem Akurgal'ın isminin verildiği Seramik eserler salonu var, burada eserler kronolojik bir sıra ile sergilenmekte, mermer zemin, ışıklandırma, vitrinlerdeki eserlerin güzelliği kadar etkileyici U şeklinde ki koridorda yapacağınız yolculuk bu işle biraz alakadar olan kişiler için heyecan uyandırıcı bir zaman seyahati izlenimi yaratıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seramik eserler her dönemde olduğu gibi günlük kullanım eşyası olarak kullanıldığı gibi bir sanat eseri olarakta üretilen; çeşitli özellikleri, benzerlikleri farklılıkları olan eşyalar. Özellikle M.Ö 7. yüzyıldan itibaren üretilen ve üzerlerinde çeşitli figür anlatımlarının bulunduğu seramikler toplumlarının yaşayış, inanç, geleneklerini anlamamız için çeşitli bilgiler taşıyan özellikte. Ayrıca mutfak kültürleri ve sanatları hakkında bilgi veren kaynak olma özelliği gösteriyorlar. Seramik Salonu'nda çeşitli kazılardan ele geçmiş Neolitik, Kalkolitik ve Tunç Çağları'ndan Bizans Dönemi'ne kadar çok sayıda eser sergilenmekte. Prehistorik Dönem Seramiği, Orientalizan Seramik, Attika Seramiği, Helenistik Seramik, Roma ve Bizans seramikleri sergilenen eserler arasında. Bu salonda ki eserler, Baklatepe, Kocabaştepe (Tahtalı Barajı kurtarma kazısı), Panaztepe (Menemen), Ulucakhöyük (Kemalpaşa) ve Limantepe (Urla) gibi höyüklerden; diğer dönemlere ait eserler ise Klazomenai (Urla), Klaros (Ahmetbeyli), Erythrai (Ildırı), Teos (Sığacık), İasos (Kıyıkışlacık-Milas) vb yerleşim yerlerinden gelmektedir. Protogeometrik, Geometrik dönem Batı Anadolu Seramikleri, Arkaik Dönem kırmızı ve siyah Batı Anadolu vazoları, Miken seramikleri, Helenistik Dönem hydriaları, ölülerin külleri ile değerli eşyalarının konulduğu urnalar, çeşitli kaplar, cam vazolar, şişeler, masklar, figürinlerle İzmir Arkeoloji Müzesinin bu bölümü zengin eser koleksiyonuna sahip. Smyrna(Tepekule Höyüğü) kazılarında ele geçirilen ve Athena Tapınağına ait zengin buluntuları da içeren birçok önemli arkeolojik eser bu salonda sergileniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-mEnnLiqzkgM/TrT_1GzyJCI/AAAAAAAAAak/G1iwz91SUag/s1600/22.jpeg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://2.bp.blogspot.com/-mEnnLiqzkgM/TrT_1GzyJCI/AAAAAAAAAak/G1iwz91SUag/s640/22.jpeg" width="592" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Bk34mpLU718/TrT_rXZB5CI/AAAAAAAAAac/V7QpNsHJNds/s1600/21.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://1.bp.blogspot.com/-Bk34mpLU718/TrT_rXZB5CI/AAAAAAAAAac/V7QpNsHJNds/s640/21.jpg" width="470" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-mEnnLiqzkgM/TrT_1GzyJCI/AAAAAAAAAak/G1iwz91SUag/s1600/22.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-wuQ-3GxKBxU/TrUAB05yAgI/AAAAAAAAAas/qXPVzY8xsz0/s1600/23.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://3.bp.blogspot.com/-wuQ-3GxKBxU/TrUAB05yAgI/AAAAAAAAAas/qXPVzY8xsz0/s640/23.jpg" width="476" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;i&gt;Lebos&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Ql9dqqphBlY/TrUATS2qzqI/AAAAAAAAAa0/9K1DnxFPGFs/s1600/24.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://1.bp.blogspot.com/-Ql9dqqphBlY/TrUATS2qzqI/AAAAAAAAAa0/9K1DnxFPGFs/s640/24.jpg" width="480" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-n0oyAMxTiKY/TrUAf-4LJ0I/AAAAAAAAAa8/HFUUrbadXvw/s1600/25.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="270" src="http://2.bp.blogspot.com/-n0oyAMxTiKY/TrUAf-4LJ0I/AAAAAAAAAa8/HFUUrbadXvw/s640/25.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;i&gt;Eros'lu Mozaik&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-0OhFsqYCtPk/TrUAt3GDVEI/AAAAAAAAAbE/GvfNXhznsn0/s1600/26.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="480" src="http://4.bp.blogspot.com/-0OhFsqYCtPk/TrUAt3GDVEI/AAAAAAAAAbE/GvfNXhznsn0/s640/26.JPG" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;İzmir Arkeoloji Müzesi Ekrem Akurgal Seramik Salonu&lt;/i&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Çok fazla fotoğraf olmasına rağmen hepsini eklemedim, insan az ile yetinebilmeliden dolayı değil gidin gezin diye efendim! Fırsatınız oldukça da müzelere gerektiği değeri verin, gidin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüşte kızlarağası hanında biraz satranç ve çay, keyifle konuşulan, sohbet edinilen arkadaşların bir bir dağılmasından sonra tekrar vapura atladığım gibi eve döndüm. Bazen en çok yorulduğum günler en güzeli oluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-VC8_yQOYtSs/TrUCUcotmEI/AAAAAAAAAbM/OWhN6Cfz7ns/s1600/SAM_0908.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="480" src="http://4.bp.blogspot.com/-VC8_yQOYtSs/TrUCUcotmEI/AAAAAAAAAbM/OWhN6Cfz7ns/s640/SAM_0908.JPG" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-_eyNap2dooM/TrUCf7mZK7I/AAAAAAAAAbU/hKC6HQ53bVM/s1600/SAM_0912.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="480" src="http://4.bp.blogspot.com/-_eyNap2dooM/TrUCf7mZK7I/AAAAAAAAAbU/hKC6HQ53bVM/s640/SAM_0912.JPG" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-rFc_UIL796E/TrUCraMehfI/AAAAAAAAAbc/0SzAIv1p758/s1600/SAM_0917.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="480" src="http://1.bp.blogspot.com/-rFc_UIL796E/TrUCraMehfI/AAAAAAAAAbc/0SzAIv1p758/s640/SAM_0917.JPG" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda ki fotoğraflar Alaybey vapurundan. Bu arada fotoğraflarını çektiğim son vapur eski ismi İstinye, İzmir'e geldikten sonra ismi değiştirilen İhsan Alyanak batmıştı geçtiğimiz aylarda, umarım bu güzel vapurun da akıbeti onun gibi olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Körfeze gömülen, gerçi sonra çıkarılan vapurun fotoğrafını da ekleyeyim bari tam olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-BVyfxRNUXd4/TrUDwCgTZaI/AAAAAAAAAbk/ZUs5t6SoaMc/s1600/00206393150dc5250d4e6622f016c9eb.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="488" src="http://2.bp.blogspot.com/-BVyfxRNUXd4/TrUDwCgTZaI/AAAAAAAAAbk/ZUs5t6SoaMc/s640/00206393150dc5250d4e6622f016c9eb.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;İstinye / İhsan Alyanak Vapuru&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Orkun Pınar.&lt;br /&gt;Kasım 2011 / İzmir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4517754907263958333-1479752622513051303?l=nukromu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nukromu.blogspot.com/feeds/1479752622513051303/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4517754907263958333&amp;postID=1479752622513051303' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4517754907263958333/posts/default/1479752622513051303'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4517754907263958333/posts/default/1479752622513051303'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nukromu.blogspot.com/2011/11/arkeologlar-muze-icin.html' title='Arkeologlar müze için!'/><author><name>Orkun PINAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13313274298623516847</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-Uy6HuAQsIQY/Tr1LWhAvB5I/AAAAAAAAAcg/0lMBunIOJPU/s220/SAM_0931.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-noC5FxXMSzo/TrO4zM7fsnI/AAAAAAAAAZU/BsD1qWmvLwE/s72-c/SAM_0800-1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
